Memleketimizin kıymetli tarihçilerinden biri olan Prof. Dr. Orhan YAZICI'nın icra ettiği bir lisans dersini pür dikkatle dinliyoruz. "İnsan nasıl insan oldu?" sorusuyla dimağlarımızdaki bilinmez pencereleri açılmaya zorlarken beşer ve insan farkını öylesine muazzam anlatmıştı ki hafızamıza kazınmıştı.
Ömür dediğimiz zaten bir kemal yolculuğu değil mi? Cümle muradımız gerçek manada insan olmak, tekamül etmek...
Çok şükür bir Ramazan'a daha eriştik ve hüzünle yolcu etmenin arifesindeyiz. O Ramazan'ki içinde "Kadir Gecesi"ni barındıran bir mana ayı. Tekamülünü tamam eden kutlu nebiye, insanlığın hayat reçetesi olacak imani hakiketlerin emanet edildiği, alemin Kur'an'la nurlandığı, hayrı bin aya sığmadığı o mukaddes gece.
Gerçek bayram tekâmül iledir demiştik. Peki nasıl tekâmül edeceğiz? İçimizdeki her türlü kötülüğü, kötü düşünceyi un ufak edip yok ederek.
Bize yapılmasını istemediğimiz şeyi başkasına lâyık görmeyerek.
Şaka yoluyla bile olsa gönül incitmeyerek.
Latifeden dem vursa dahi kötü söz söylemeyerek.
Umarım bir gün gerçek manada "bayram" ederiz, kemal bir gönülle.
Bayramımız bizi mesrur ve memnun kılsın. Kurban Bayramı'na da erişmek nasip olsun.
BEN SİZİ RAHATSIZ ETMEYE GELDİM!
İranlı düşünür ve bilim insanı Ali Şeriati'nin motto haline gelmiş muhteşem sözlerinden biridir. Gerçekler, hakikat bayramda hanımların yaptığı o eşsiz baklavalar gibi şeker tatlı değildir. Gerçekler bazen acıdır, rahatsız eder. Rahatsız etmesi, dillendirilmesine mani değildir. Gazeteciler de bazen "rahatsız" edebilir. Halk için yaptıkları habercilikten rahatsız olmak, bir şekilde zapturapta almaya çalışmak yerine eğriyi işaret edip doğruyu gösteren iyi niyetli bir rehber olarak addedilmesinde fayda vardır.